KELIME OYUNLARI ...... KEL iME KOYUNLARI....KELİMELİ UNLU MAMÜLLERİ..........K.ELİME OY OY OY UMA THURMAN LARI...

13


Bir de 13 için uğursuz sayı derler...

Kanada'da bir şirketin 13. katında çalışan 13 arkadaşın ortak oynadığı loto kuponuna 49.8 milyon Kanada Doları ikramiye çıktı...

http://www.ntvmsnbc.com/id/24968681

Çok ilginç bir sayıdır 13. İlk ortaya çıktığı andan itibaren hep itilmiştir. Hiç paylaşılmaz kendi halindedir. Hep reddedilmiştir. Halbuki komşuları 12 ve 14 OBEB OKEK konusunda sınır tanımazken bizimkisi ya bir olur ya kendisi.

Çooook eskilere dayanır dünyanın bu sayıya olan tavrı. Hz. İsa'nın son yemeğinde 13 kişi varmış. 12 Havari bi de İsa 13. Neden Havari dendiği konusunda da benim bir tezim var. Hz İsa hal hatır sormayı çok seven bir insanmış. Bunları nerde görse How are you? diyomuş. Tabi o zamanlar dil de farklılıklar varmış. Ağızdan Havari şeklinde çıkıyormuş. Ana-anne Alma-elma örneğindeki gibi. O da öle olmuş. İnanmazsanız inanmayın lan.

Neyse efenim bu yemeğe sonradan gelen eleman ki ismi Yuhanna olur. Bizim İsa'yı ispikler. Aslında bu şerefsizin adı Bünyaminmiş ama olaydan sonra Yuh annanı z.kiym tarzı küfürler gelince ve bu küfürlerin ortak paydası Yuh ve anna olunca böle olmuş -Kelime esprisinde sınır tanımayan genç profili-. Bundan sonrası hepimizin bildiği gibi kendisi çarmıha gerilir. Falan da filan.

Sırf o herif 13. Havari diye bir sayı nasıl böle dışlanır. Ben Amerikadayken ( lan ben gittim ben gittim) motelde odaları temizlerken 12. odaya girdim, çıktım bi baktım 14. oda. İki saat 13ü aradım. Meğersem kimse kalmıyo diye 13 nolu oda yokmuş. Tabi bu çılgınlık bununla sınırlı kalmıyo. Bazı uçaklarda 13 numaralı koltuk yok. Aklınıza dimağınıza sıçam. Ulan uçak düşse bi sen ölcen di mi gerizekalı. 2000 yıl önce Yuhanna İsa'yı ispikledi diye ,O ufacık beyninle, sen uçakta o koltuğa oturmıcan. İşin kötüsü bu insanlar süper güç.

Ha bu haberde olduğu gibi de dünyanın yarısı da 13'ün avukatlığını yapıyor. Götlerinden istatistikler uydurup. Lan bak 13 aslında uğursuz muğursuz değili ispatlamaya çalışıyor. Bu elemanlar 13. katta çalışmasalardı ve 7 kişi olsalardı eminim bunlardan birisi tek taşşaklı yani 13 taşşakları var diye yine haber yaparlardı. (Bana güvenmeyip hesaplamaya çalışanlara yazıklar olsun).

Matematikçiler ayrı hikaye. Sırf 13e azcık karizma verebilmek için Asal Sayı diye bi kavram ortaya attılar. Ama bundan binlerce sayı yararlandı. Hadi 13ü anladık da 47nin nesi Asal bildiğin boş beleş bi sayı işte.

Zenginin malı züğürdün çenesini yordu yine. Bunlar şimdi parayı karıyla kızla yesin ben bloga yazı yazıym. Lan dur 13 Şubat doğumluyum ben. Uğursuzum a.q!!!

Kalın sağlıcakla

şarkı cover'ları+sır perdesi(tarkan-selam ver)


Tarkan'ın eski fakir günlerinde kardeşi Seyfi için kasap Dürdane'den et isteyişini anlatan bir şarkı yazdığını daha önce duymamışsınızdır muhtemelen..Çünkü sonrasında o şarkının adını ve sözlerini değiştirip duygusal bir parçaya çevirdi Tarkan ilk kasedinde! Şimdi sizlerle önce kasetteki halini,sonra ise ilk halini paylaşacağız:

Bana yine gül diyemem,
Beni yine sar diyemem,
Sevgimin hatrına birtanem,
Hiç olmazsa selam ver!..


Dana inek al diyemem,
Etli pide sar diyemem,
Seyfi'nin hayrına Dürdanem,
Hiç olmazsa 'salam' ver!..

İlginç Haberler (Agir Oturum)


Eşinin üzerine oturarak ölümüne neden oldu

Eşinin üzerine oturarak ölümüne neden olmakla suçlanan 128 kilogram ağırlığındaki otobüs şoförü, ihtiyatsızlık sonucunda ölüme sebebiyet verdiği gerekçesiyle Hildesheim Eyalet Mahkemesi tarafından 2 bin 580 Euro tecilli para cezasına çarptırıldı.

Son derece trajikomik bir olay, gulsek giden bir insan cani ayiptir gunahtir. Gulmesek dicem ama buna da gulmessen neye guluceksin arkadas. Kac kisi ustune birisi oturup da olebilir bu dunyada. Ne sacma olum Ya Rabbim. Olasi mezar tasi yazilarini dusunuyorum da gece gece koptum vallahi.. "Hayatin yukunu tasiyamadi". Diyelim ki kadin hafif mesrep bisey: "En azindan olumu agir oldu".

Bu haberden sonra. Onceki kurbanlar aklima geliyor. Bu kurbanlar tabii ki insan degil. Birisi kedi birisi kopek. Kopek olan Akrep Nalan'in Bahtiyar adli kopegi, kedi olansa BBG nin kaprisli kedisi rahmetli Gizmo. Olunun arkasindan konusulmaz. Lafimi geri aldim. Elif diye bir silindir ustunden gecmisti hayvancagizin. Gunlerce konusulmustu, BBG severler yas icindeydi. Hatirliyorum da o kadar sehit verdik bu kadar uzulen olmamisti. Cidden yaziklar olsun bu millete.

Bi an Bahtiyar ya da Gizmo olun. Evcil Hayvan Dukkanindasiniz ve musteri geliyor. Elif ya da Akrep Nalan sizi aliyor. Dunyanin en sansli hayvani hissetmezmisiniz? Bunlar nerden baksan gunde 1 kuzuyu goturur kalanlar bile size yeter. Aclik yok sefa var. Sisman ve cirkin olduklarindan dogru duzgun arkadaslari ve sevgilileri olmadigindan sizinle ilgilenirler, caniniz da sikilmaz. Tek dostlarisinizdir gozu gibi bakarlar. Daha nolsun di mi? Bok oyle.. Lan ben Akrep Nalanla bi gece kalsam ertesi gun etrafinda ates yakip kendini sokuyor mu sokmuyor mu diye denerim. Sokmuyosa da yanar zaten. Cekilirmi lan bu iskence. Seviyo sanir ama her gun kemiklerini kutletir. Ic organlarin yer degistirir anim allah. Bu hayvancagizlar da intihar ettiler bence. Dusunduler tasindilar en acisiz olum hangisi diye.. Kendilerini assaga atsalar kiriklar, cikiklar, ic kanama, 4 ayak ustune dusmek derken garantisi yok. Iyisi mi koltuga tunuyelim en kesin ve ani olum bole olur diyerekten bu iskenceye son verdiler. Nur icinde yatin canlarim.

Habere donucek olursak, nedense amcamizin bir otobus soforu oldugu vurgulaniyor. O kadar fazla bilgi verebilecekken ne bileyim kac yillik evli olduklari, kac cocuklari vardi, hangi takimi tutarlardi kac kere sevisirlerdi falan filan varken, OTOBUS SOFORU!! Yahu her agir vasita tasiyan insan agir olmak zorundamidir yani. Nedir bu genellemeler, kaptanlar her limanda sevgili bulurlar, pilotlardan zaten bi ucanla bi kacan kurtulur, memurlarin duzenli hayati vardir. Koylu Mehmet ile de Kinali kuzu arasinda dedikodular eksik olmaz. Atin su at gozluklerini gelecege daha aydinlik bakin.

Alman Mahkemesini de tebrik edemicem. Olayi kaza olarak algilayip benim laptop fiyati kadar bir ceza vermis.Ben pesin verdim bunlar onu bile erteletmis. Napiym lan para pok aliyorum kiskanmayin gipta edin...

Kalin saglicakla...

İlginç Haberler (Türk Öpücüğü)


Yargıtay: Öpüşme anlık, işine geri dönebilir

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işyerinde erkek arkadaşıyla öpüştüğü için işten çıkarılan kadının işe iade talebini haklı buldu. Öpüşmenin anlık olduğu belirtilen kararda “Davranışın olumsuzluğa yol açmadığı'' vurgulandı.

Haberi yorumlamaya başlamadan önce şunu belirtmeden geçemiycem, haksızlığa uğradığını düşünen bir Türk Kadının hele ki cinsel bir yönden, hakkını arayıp kazanması bana müthiş bir gurur verdi. Burayı siyasi bir arenaya çevirmek niyetinde değilim amacımız gülmek eğlenmek. Yoksa bu konuda denilecek çok şey var.

Yargıtay'ımız yine emsal teşkil edicek ilginç bir karara imza atmış gözüküyor. Anlık öpüşme diye bir kavramımız var artık. Nasıl olabilir anlık öpüşme? Çocukken doktorculuk oynamışızdır hepimiz. Bu oyundaki amaç tıbbiye stajı yapmak değildi tabiki düpedüz cinsel organlarımızı tanımaktı. Bu oyundaki Merve hiçbirzaman normal bir hastalık geçirmezdi. Ne biliym bi kızamık olsun su çiçeği geçirsin... Nerde mahrem yerler var orasına bişi olurdu. Bizim doktorda hipokrat yemini etmiş bi kere olaya hep soğukkanlı yaklaşırdı. Öle ilaç falan vermeye gerek yok canım, en iyi ilaç masaj. Her zaman da tedavinin birinci seansında odaya giren anneler olayı mahvederdi. Aaaa Berke hadi gidiyoruz sesleri.

İşte anlık öpüşmeler de Doktorculuk zamanlarımızdan kalmaydı. E nihayetinde doktorda olsa insan insandır. Ordan burdan gördük. Kafamızda kurduk. Kulaktan kulaga konusmayı duymustuk ama ağızdan ağıza konuşmanın ne anlamı vardı? Ayıp bişey olduğunu tahmin ediyorduk ama denemeliydik... 1 sn bile sürmeyen dudak deydirmesi sımsıkı kapalı gözler ve akabinde alabildiğine kızarmış suratlar. Benim gözümde anlık öpüşme budur.

Habere gelince, bu olayı ya Fransızlar yaşasaydı. Onlar bizim gibi anlık öpüşmüyorlar. Ama adamlar bunu literatüre sokmuşlar. Yani adamların milli öpüş şekli bu. Türkiye'de iki fransız çalışan misal Renault'da, öpüştüler fransız stiliyle. Patron'da attı bunları şimdi nolucak? Adamlara nasıl anlatcaksın bizim türkler 1 saniye öpüşür yeter ama sen dil damak karıştırıyorsun diye?

Asıl bombayı sona sakladım.. Bu iş daha nerelere gider bi bakalım. Malumunuz Türkiye'deki başlıca sorunlardan biri de erken boşalma. Diyelim ki eleman atmış kızı ofise takılıyolar. Patron yakaladı bunları kovdu.. Ya eleman derse ki bizim ki anlık sevişmeydi nolucak? Hakim Bey 5 bilemediniz 10 saniyede kanatlanıyorum dese seyreyle rezaleti..

Türkiye'de hukuk üstünlüğüne saygılıyız ama siz iyisi mi gözden geçirin bu kararı. Kalın sağlıcakla.

Pinokyo


Yalanın kötü birşey olduğunu ilk senden öğrendim Pinokyo.. Her yalan söylediğimde burnumu kontrol ederdim uzamış mı uzamamış mı diye? Hiç uzamazdı ben de rahatlardım. Aynaya bakınca anlıyorum ki, yalan borçlarını faiziyle birlikte ödemişim.

Bu gereksiz kendimi aşağılayıcı girişten sonra, asıl kafama takılan konuya geliym. Sevgili Gepetto Usta, Pinokyo'nun iki yanağı arasındaki ince çubuğu iki bacağı arasına koysaydı yine bizim bildiğimiz Pinokyo olurmuydu?

Cevabınızı hiç de duyar gibi olmuyorum, ama bence kocaman bir hayır!! Öncelikle yalan söylemesini isteyenler ve istemeyenler olarak ülke ikiye bölünürdü. Cinsiyet ayrımına dayalı bu bölünme de erkek seçmenler komplekslerinden dolayı dürüst Pinokyoyu isterken, bayan seçmenler ise tercihlerini libidolarından yana kullanırdı.

-Pinokyooom yiğidimmmm beni seksi buluyomusun?
-Evet hem de çok
-ohhh..peki beni seviyomusun?
-sevmezmiyim hiç aşkolsun
-ohhhhh. peki pi sayısı kaç?
-Bu ne lan?
-Yaa salla bişiler yalan söyle yeter
-15 mına goyım
-ohhhhhhhhh yiğidimmmmmm aslanımmmmmmmmmm

Pinokyonun hayatında 3 yanlışın tek doğru ettiği yer yatak odası olurdu. Kadınlar yalan söylediğini bile bile onu isterlerdi.

Erkeklere gelince, hegemonyaları bir tahta parçası tarafından ellerinden alınan beyzadeler çeşitli eylemlere girişirlerdi. Öncelikle doğruluk dürüstlük dersleri vermeye çalışıp, yok cennete gidemezsin şeytanlar seni yer cehennemde cayır cayır yanarsın derlerdi. Tabiiki bizim 'fucker' bunları dinlemezdi.

İkinci olarakta suikast girişimi olurdu. Dost gibi yaklaşan ahali onu pikniğe davet edip daha sonra ormanı yakardı. Amaçları yangın süsü vermekti. Diledikleri gibi de olurdu. Hafif yanıklarla kurtulan pinokyo, ucundan yakılmış mektup misali daha süslü ve çekici bir hale gelirdi.

Bükemediği bileği öpen cemaat, yalakalıklara başlardı. Pinokyo'dan kendilerine referans olmasını isterlerdi. Zımpara, vernik, cila da bedavaya gelirdi.

-Nermin, ben haftaya burda olmıcam bak bizim Recep de fena değildir onla idare et.
-Bizim bamya Recep mi?
-Yok be sağlamdır o!
-Ohhhhh
-Yalanım batsın! Yine başlıyoruz...

Son olarak Gepetto usta ise 65 yıllık hayatında A milli formayı giyemezken kendi yarattığı kuklanın kariyer rekoru kırması üzerine kendisini asardı...

Böylece bombok bir hikaye olurdu..Demek ki neymiş her hikaye orjinaliyle güzelmiş...

şarkı cover'ları (heder oldum)



Lille'e De Boer'una önlem mi gerek?

Paderborn'um Afşin'e gidecek,

Çime özlem liglere hasret,

Çekemez şutu doksanda direk!

şarkı cover'ları (sevişmeden uyumayalım)

Sıla'nın son hiti sevişmeden uyumayalım şarkısının son günlerde Almanya'daki neonazilerin dilinden düşmediğini biliyor muydunuz? İşte nazi cover'ı !

Hitler, kıralım soyları

Hitler, yakalım dirileri

Savaşmadan uyumayalım,

Kamplaşmadan bölmeyelim!

İlginç Haberler (Karınca Kararınca)



Bilim adamları, Amazonlar'da çiftleşmeden çoğalan ve tamamı dişi olan bir karınca türü keşfettiler.
ABD'nin Arizona Üniversitesinden araştırmacılar, kraliçe karıncaların kendilerini kopyalayarak genetik açıdan benzerlerini ürettiklerini, böylece eşeysiz ürediklerini tespit ederek, bunun hiç çiftleşme olmaksızın bahçe mantarı gibi ürediği görülen ilk böcek türü olduğunu belirttiler.

Karıncaların bu "sekssiz dünyası" ile ilgili bulgularını Proceedings of the Royal Society B. dergisinde yayımlayan Biyolog Anna Himler,dişi karıncaları parçalayıp incelediklerinde bunların fiziksel olarak doğuramayacak durumda olduklarını ve "midye organı" olarak bilinen üreme sistemlerinin özelliğini yitirmiş olduğunu fark ettiklerini söyleyen araştırmacı, erkeklerin döllenmemiş yumurtadan eşeysiz üremelerinin bazı böcek türleri için normal olduğunu, ancak dişilerin eşeysiz üremelerinin "karıncalarda fazlasıyla ender" olduğunun altını çizdi.


Bu aralar malum sınavlar yüzünden yazmamayı düşünüyordum ama bu haber cidden oha dedirtti. Biyolojiye çok uzak bir insan değilim ha yakınlığım da liseden aklımda kalan Mendel çaprazlamasından öteye gitmez. Pratikte ise ilkokuldaki çim adamlardan ve tabiiki pamuktan fasulye çıkartmaktan öteye gidemedim.

Mendel'i bilirsiniz herhalde, aile merfumunun içine zıçmış insan. Bu abimiz papazdır; aforoz etçek insan bulamamış olacak ki, atmış kendini tarlaya. Bir bakmış kimi bezelyeler sarı kimileri yeşil. Ha Türkiye'deki meslektaşı bunu görünce Allah'ın hikmetine bak derken kendisi bunun içinde bi hinlik aramış. Sonra bunları farklı farklı ekmiş falan filan. Çeşitli oranlar bulmuş. Sonra bu insanlarda uygulanmış. Çok uzatmıyım. Bu işgüzar sayesinde kim kiminle halvet olursa gözü ne renk olur, rengi ne renk olur falan herşey aşşaa yukarı bilinir hale geldi. Noldu peki? İki kapkara gözlü arkadaşımız sevişti bi baktılar mavi gözlü çocuk. Mendel'den önce ve sonra tepkilere bakalım.

M.Ö.

-Ahmet Bey bir oğlunuz oldu.
-Lan ne tatlı bişi masmavi de gözleri var. Aynı bizim sütçüye benziyo. Hanım az içmedi o sütlerden yaramış demek. Heheheheh

M.S.

-Ahmet Bey bir oğlunuz oldu.
-Lan ne tatlı bişi masmavi de gözleri var. Aynı bizim sütçüye benziyo? Neclaaaaa öldün seeeeen!

Neyse biz haberimize dönelim. Efendim öncelikle şunu belirtiyim ki bunlar münferit olaylardır. Bir kaç feminist karıncanın yaptıkları bütün karıncalara mal edilemez. Zaten bu bölgemiz sorunlu bir bölge. Amazon kadınları da böle artislerdi bildiğiniz gibi. Olayın gerçeği aslında böle değil. Amazon biliyorsunuz ki sıcak yağışlı bir iklime sahip. Bu gençler de napıcaz la bu yağmurda dışarı çıkıp deyip yuvada kalıyolar. Bizim karıncanın aklı ya yemek toplamaya ya da aşna fişneye çalışır. Yuvada kalınca hooop yükleniyo bizim dişiye, bir gün iki gün..Yavaş yavaş itirazlar başlıyo. Aman yiğidim başım ağrıyor aman çocuk uyancak gibi... National Geography mikrofonlarına şöyle bir diyalog bile yansımış. Bildiğiniz üzere kaynadıkları dişiler kraliçe karıncalar.

-Hadi Meral bu sefer son hadi hadiiii
-Eğer karınsam in üstümden eğer kraliçensem emrediyorum in üstümden!

Baktılar olcak gibi değil. Eşeysiz üremeye karar verdiler. Şu anda dünyadaki en büyük korku insanların da bu furyadan etkilenmesi... Arizona Üniversitesi'ne binlerce tehdit telefonu geldiği söyleniyor. Bunların önemli bir kısmı ise Türkiye'den. Bu haberi blogumda yayınladıktan sonra benden haber alamassanız Mehmet Haberal!

Kalın sağlıcakla...

şarkı cover'ları(adı konmuş ayrılığın)














Selam ey sevgili cover fanları! Bir süredir sizleri beklettim farkındayım fakat inanın beklediğinize değecek bir cover'la yine karşınızdayım..Bugünkü şarkımız, asla çıkarmadıkları gözlükleriyle Sır Perdesi bölümümüze konu olacak kadar ünlü Ayna Grubu'ndan geliyor: Adı Konmuş Ayrılığın!..Bu duygusal parçayı daha önce duymamış arkadaşlar için her zamanki gibi önce orijinali ve sonra hastalıklı aklımın ürettiği cover'ı yazacağım sizlere..İşte geliyor:




Adı konmuş ayrılığın,

Çok iyi biliyorum,

Seni hala seviyorum..

Günü geçmiş bir sevdayız,

Çok iyi biliyorum,

Seni hala seviyorum!




Tadı konmuş ayvalığın,

Chucky'yi biliyorum,

Çizi haylayf yiyiyorum!

Günü geçmiş bir ev lazım,

TOKİ'yi diliyorum,

Evi talan ediyorum!...



Sır Perdesi (John Stockton)



Hepimizin bildiği gibi John Stockton eski bir NBA oyuncusudur. Tüm zamanların en iyi oyun kurucularından biri olarak gösterilir. Yaptığı müthiş asistler ile bir çok hayran kazanmıştır. Stockton kariyerinin 19 yılını bir başka deyişle tamamını Utah Jazz'de geçirdi. John Stockton kariyeri boyunca hiç şampiyonluk kazanamamış en iyi oyuncular arasındadır. Defalarca all star seçilen ve NBA'in asist rekorunu elinde bulunduran John Stockton,2003 yılında NBA kariyerini bitirme kararı aldı. Bunun üzerine Utah Jazz tarafından 12 numaralı forması emekliye ayrıldı. Buraya kadar olan bilgilerin doğruluğunu kimse inkar etmez ancak bu hikayede gizli kalan tarafları açığa çıkarmak biz arastırmacı gençlerin görevidir.
Sır perdesi aralansın: John Stockton gerçekten John Stockton mıdır???

1960 darbesi,Bingöl'de yaşayan Güçverir ailesini derinden etkilemiş,baba Sulhi Güçverir hakkında tutuklama emri çıkartılmıştır. Bu gelişmenin ardından apar topar Amerika Birleşik Devletleri'ne kaçan Sulhi-Mukaddes Güçverir çifti Washington'da bir çiftliğe yerleşmiştir. Burada portakal yetiştiriciliğiyle uğraşan çiftin 1962 senesinde nurtopu gibi bir oğulları olmuştur. Can adını verdikleri oğulları küçüklüğünden beri ağaçtan toplanılan portakalları sepetlere atmaya çok meraklıdır.

Oğlundaki yeteneği farkeden baba Sulhi Bey onu basketbol okuluna yollamaya karar vermiştir. Burada da üstün yeteneği sayesinde çabuk yükselen ve Amerikalı arkadaşlarının kendilerinden biri gibi "John" diye hitap ettiği Can NBA takımlarından Utah Jazz'e 16.sıradan draft edilmiştir. İlk maçından itibaren Utah'ta yaşayan Türkler'in tribünlere gelip destek verdiği Can'ın attığı her üçlükten sonra Türk taraftarların "ohaaa nası taktın?" "vaaay nası taktın!" diye tezahuratta bulunmaları Amerikalıların vatandaş yapmak istedikleri Can'a soyadı bulmalarını sağlamıştır. "Nası taktın,nası taktın" naralarından sonra zaten John diye hitap ettikleri Can'ın soyadını da "Stockton" yapan Amerikanlar onu kendi vatandaşlıklarına aldılar ve herkesi de bu büyük yeteneğin Amerikan olduğuna inandırdılar. Can da başka türlü kabullenilmeyeceğini bildiği için hiç ses çıkarmadı ancak asıl memleketini asla unutmadığını seçtiği forma numarasıyla gösterdi.(12 plaka-Bingöl)

Evet sayın okuyucular sizlerin bugüne kadar John Stockton adıyla tanıdığınız basketbolcu aslında NBA'deki ilk Türk'tür ve adı da Can Güçverir'dir!
Sır perdesini şimdilik kapatıp daha sonra yeniden açmak üzere araştırmalarımıza koyulma vakti geldi artık..Perdeden ayrılmayın çünkü nereye açılacağı asla belli olmaz...

İlginç Haberler (Civciv Çıkacak Kuş Çıkacak)


Civcivler toplama ve çıkartma yapabiliyor.

İtalya'nın Padova ve Trento üniversitelerinden bilim adamları, civcivlerin aritmetikten anladığını ortaya koydu.

Bilim adamları, civcivlerin iki paravanın arkasına yerleştirilen nesneleri "toplayıp-çıkartma" kabiliyetine sahip olduğunu denemeler yoluyla gösterdi. Araştırmanın liderlerinden Lucio Regolin, denemeler sonucunda civcivlerin, hangi paravanın arkasında daha fazla sayıda nesne olduğunu bulmak için "temel aritmetiğe" başvurduklarını belirtti.

Primatların ve maymunların sayabildikleri ve hatta evcil köpeklerin basit toplamalar yapabildiklerinin halihazırda bilindiğini kaydeden uzmanlar, bu çalışmanın, bu kadar genç bir hayvanın, önceden eğitilmeden, bu kabiliyete sahip olduğunu gösterdiğini belirtti.


Öncelikle, böyle gereksiz deneyler yaptıkları için sevgili Padova ve Trento üniversitelerini kınıyorum. Yaptıkları deney hem gereksiz hem de gurur kırıcı. Çünkü ülkemiz de bu deney halihazırda İlköğretim öğrencilerine yapılmakta ve hala kesin bir sonuç alınamamaktadır. Aşşağıda ki diyaloğun gerçekleşmemiş olduğuna kim ikna edebilir beni?

-(Karşı komşunun veledi) Arif abi bi onluğun var mi?
* Valla Müfitcan bozuğum hiç yok be
- Yapma yaa.. (yalanlarını zikiym)
* Niye noldu?
- Toplama yapiodum da bi onluk gerekti neyse yukariya bi soriym.

Böle öğretildi bize elde var birler. 8 ile 6'yı toplarsın 4'ü yazıp 1'i de komşudan alırsın. Ev alma komşu al. Komşu komşunun külüne muhtaç. Bunların çıkış kaynağı arkadaşlık dostluk sevgi barış falan değil! MATEMATİK!!!

-Bey bu müstakil ev iyi hoş ta bak yarın çocuk okula başlıcak. Toplıcak çıkartçak. Ha ne dersin 10 katlı bi apartmana mı taşınsak?
* Tamam be tamam!!!

Bu matematik denen illet yüzünden o güzelim bahçeli evler koskoca apartmanlara dönüştü! Ama hala elalem civcivlere matematık öğretti bizim sıpalar her sınavda sıfır çekiyo!

Hayır madem bu civcivlerde böle bi potansiyel var kullanalım bunu. Biz hayvanları yeşile kırmızıya maviye boyayıp üç kuruşa satıyoruz. Eğer ölmezlerse de horoz yapıp afiyetle yiyoruz... Koy bakıym onu çocuğun yanına çözsün iki tane soru. Bizim haylaz gurur yapıp deha olmazsa adımı değiştiririm. Ama mukavvaya koyup iki tane delik açmakla hayvan anca nefes alır. Kullancaksın bu cevheri arkadaş!

İtalyanlar bu haberle bizi yeterince aşşağladıklarını düşünmemişler ki bir de vurgu yapmışlar. Primatlar ve maymunlar hatta evcil köpekler de baya baya matematikten çakıyorlarmış. Primat dediği de çakma maymun... Ama işin ilginci evcil köpeklere baya şaşırmış haberi veren arkadaş. Tabii ki saymayı bilicek. Çomar şunu tut. Bobby bunu getir. Rexy diğer çorabım hani? Hayvanın bütün misyonu bişileri tutup getirmek. Beyni sayaç olmasın da ne olsun! Uyumaya çalışırken koyun saymasına bile gerek yok. Günlük aktivitesi yeter de artar bile.

Son olarak, bu haber Walt Disney'in ''Chicken Little'' filmini pazarlama stratejisi olabilir mi diye içinize kurdu düşürüp güzelce uykuya dalıyorum!!

İlginç Haberler (Saatler Olsun)



29 Mart'ta saatler bir saat ileri alınacak

Gün ışığından daha fazla yararlanmak amacıyla her yıl yapılan ileri saat (yaz saati) uygulaması kapsamında, bütün yurtta saatler, 29 Mart Pazar günü saat 03.00'ten itibaren bir saat ileri alınacak.


ANKARA - Bakanlar Kurulu kararıyla bütün yurtta saatler yerel seçimlerin de yapılacağı 29 Mart Pazar günü saat 03.00'ten itibaren bir saat ileri alınacak. 25 Ekim 2009 Pazar günü de saatler 04.00'ten itibaren bir saat geri alınacak.
Söz konusu karar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 17 Şubat 2009 tarihli yazısı üzerine, 697 sayılı ''Günün Yirmi Dört Saate Taksimine Dair Kanunun'' ilgili maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 2 Mart 2009 tarihinde kararlaştırıldı.
Yaz saati uygulaması, çalışma saatlerinin günün güneşli bölümüne alınması suretiyle, gün ışığından daha fazla yararlanılması, elektrik enerjisinin aydınlatmada kullanılan bölümünden tasarruf sağlanması amacını taşıyor. Ayrıca, yaz saati uygulamasıyla, akşam saatlerinde en yüksek değerine ulaşan enerji talebinin (puant gücü) azaltılması hedefleniyor.



Bunu okuyupta bunun nesi ilginç haber lan diyenler olacaktır elbette. Ama bana oldum olası ilginç gelir saatlerin ileri yahut geri alınması. Bu uygulamayı yapanlar kimi kandırdıklarını sanıyorlar acaba? Gün yine 24 saat. Neymiş efendim, gün ışığından daha fazla yararlanacakmışız. E madem böle getirileri var o zaman niye geri alıyorsun. Esnaflıkta önemli ilkelerdendir, verilen mal geri alınmaz! Hadi diğerleri anlamıyor bu işten, bu hükümet ülkeyi sattı o kadar, bu basit kuralı bile bilmiyor mu? 25 Ekim'de geri alıncakmış saatler peh!

Diğer bir husus ise, saatlerin ileriye alındığı abidik gubidik zamanlar. İnsan gibi bir anda alınsa ya şu saatler ileri. Bütün aile birlik olsak, evin büyüğü olarak dedemiz gelse torununun saatini o ayarlasa. Sofralar kurulsa, bir tane saatin ayarlanmadığını gören annemiz sitem dolu bir bakış atsa babamıza, gülsek eğlensek...

Lan onu bunu bırak, öle kanun mu olur? ''Günün Yirmi Dört Saate Taksimine Dair Kanunu''. Görünce yarılmamak elde değil.

-Ya beyler şu ileri geri zamazingosuna bi isim bulak la
-Hacı bu çiğköfteler tavana yapışmıyor. Ne diyodun sen?
-İsim bulak.
-Giray Bulak?
-la bi git. Ne olabilir?.. Bozuk saat günde iki kere doğruyu gösteririr kanunu.
-Lan olum insanlar günün 24 saati Taksim'de napıolar? Ankara'da niye yok la?
-Ne dedin sen? Meclisin akıl küpü!!!

Yaani böyle bir isim için bundan daha akıllıca diyaloglar geçmiştir diyeniniz varsa beni haberdar edin...

Saatler ister ileri alınsın ister geri; nasıl koydu Franck Ribbery!!

İlginç Haberler (Kol Gibi)



46 yıl sonra cinsel organına kavuştu

Denizli'de 5 yaşında geçirdiği bir kaza sonucu cinsel organını kaybeden bir kişiye, Pamukkale Üniversitesi'ndeki operasyonla, doku genişletici ile büyütülen kol derisinden penis yapıldı.

Denizli'de 51 yaşındaki bir kişi, Pamukkale Üniversitesi Tıp Faekültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı'nda yapılan ameliyatla cinsel organına yeniden kavuştu.

Başarılı geçen ameliyat sonrasında cinsel organına yeniden kavuşan 51 yaşında H.Ü., gazetecilere yaptığı açıklamada, Tavas'ın Karahisar beldesinde yaşadığını ve 5 yaşındayken ağabeyinin elindeki tüfeğin ateş alması sonucunda kasığından yaralanarak cinsel organını yitirdiğini söyledi.

Bu nedenle okula gidemediğini ve evlenmediğini belirten H.Ü., ''Uzun süre tedavi görmeme rağmen, cinsel organım sağlığına kavuşmadı. İdrar sızması olduğu için sürekli bez kullanıyordum. İyileşmediğim için okula gidemedim, okur yazar değilim. Doktorlar 'Senin çaren yok' diye geri gönderiyorlardı. Ailem de benimle fazla ilgilenmediği için tedavi olamadım. En sonunda bir dizi mikrocerrahi ameliyatla cinsel organın yeniden yapılabileceğini öğrendim'' dedi.


Haberi yorumlamadan önce, H.Ü'ye büyük büyük geçmiş olsun diliyorum. Ayrıca bu başarılı ameliyat içinde Pamukkale Üniversitesi koca bir alkışı hakediyor. Bilindiği üzere, biz erkeklerin özellikle de Türk erkeklerinin vücudunda önem verdiği uzuvlardan bir tanesidir kendileri. İsim vermek istemiyorum ama haberde 'penis' dendiği için kullanmakta bir sakınca görmüyorum.

Futbol maçlarını izleyenler iyi bilirler. Serbest vuruş olduğunda, barajdaki arkadaşlar vücudunda korumaları gereken o kadar organları varken, elleri iki bacakları arasındadır. Bazı feministler, erkeğin aklının fikrinin uçkurunda olduğunu iddia ederlerken, bu enstantaneyi de kanıt olarak kullanmaktadır. Evet, erkeğin önem verdiği, gurur duyduğu yerlerden biridir orası. Ama neden kafalarını tutmuyolarda penislerini tutuyorlar diye sorarsanız bayanlar; cevabı basit! Kafatası değil de penistası olsaydı emin olun tutmazdık orayı. Gurur duyduğumuz kısım ise, kemiksiz olup o kadar sert olabilen bir organımızın olması. Gurura bak hizaya gel!

Neyse, gelelim H.Ü. amcamıza. Çocukken başına gelen talihsiz olay cidden çok trajik. Kader diyelim geçelim. Bu yüzden kendisi evlenememiş ve bir yuva kuramamış. Buraya kadar anladım da. Benim aklıma takılan nokta şu. Neden okula gidemedin be Hayri amca. Derse katılmanı engelliycek bi durum yok gibi geldi bana. Hatta teşvik eder bilakis. Evde ders çalışırken, kitap arası dergi, halı altı cd gibi dertlerin olmamış işte. Varsa yoksa derslerin be Hüseyin amca. Bilim adamı olmak için önünde ki en büyük engel ortadan kalkmış ama sen okumamışsın şaşılcak iş vessselam!

Ha bir de önemli bir husus; hayatının en deli çağlarını penis ve penis topu olmadan geçiren Hasan amcanın bununla 51 yaşında tanışması. Şimdi hem kendine hem de başkasına zarar bu durum. Atlanmaması gereken olay, kol derisinden yapılmış olması. İnsanın en uzun organından yapılan penis 51 yıllık hasretle birleşince korkunç sonuçlar doğurabilir. Bu yazıyı okuyan bayanlar mümkünse Hamdi abiden uzak durun.

Son olarak Haldun Abi'ye şunu söylemek istiyorum. Yetmişinden sonra azanı teneşir paklarmış. Yaşın daha 51 ama sen yine de dikkatli ol be abi. Uçkura düşüp ölme zamanı değil.

Kalın sağlıcakla...

şarkı cover'ları (bir Allah'ım var bir de sen varsın)


Dini sözü alkolle ilişkilendirerek ne kadar doğru yaptım bilmiyorum ama ben yine de son cover'ımı sizlere gururla takdim ediyorum..önce orijinal sonra cover:


Seni düşünürken geçmiyor zaman

İçimdeki sevdan vermiyor aman

Benim için senden başkası yalan,yalan

Bir Allah'ım var bir de sen varsın



Sarı güğümümden gelmiyor şarap

İçilmesi haram vermiyor sevap

Mariachi versen mayası yavan,yavan

Biralarım var bir de sek rakım!..



İlginç Haberler (Kurbağa Prens)


Kurbağalar kuraklığa çare için evlendirildi
Hindistan'da yağmur tanrılarının yağmur yağdırmasını sağlamak için iki kurbağa evlendirildi.



UVAHATI - İnterfaks ajansının haberine göre, kuraklığın yaşandığı Guvahati kentinde iki kurbağa için evlilik töreni yapıldı.
Rüzgar adlı erkek kurbağa ile Şimşek adlı dişi kurbağanın düğününe 2 binden fazla kişi katıldı. Düğün töreninin ardından yeni evlilere sinek ve sivrisineklerden oluşan düğün yemeği ikram edildi.
Yerel Hindu din adamlarının, yıllarca süren kuraklığı sona erdirmek umuduyla kurbağaları evlendirmeyi kararlaştırdığı ve belediyenin de buna itiraz etmediği belirtildi.



Bu haberi okur okumaz aklıma 'Kurbağa Prens' hikayesi geldi. Prensesin topu göle düşmüş. İnek içmiş dağa kaçmış. Yok lan karıştı. Şöyle ki top göle düşer, kurbağa der ki topu veririm ama sen de bana vercen. Yani bana ilgi gözterceksin, sofrana alcaksın yatağında yatıcam. Prenseste sanki başka top yokmuş gibi kabul eder. Hayır, kıçı kırık bir platik top o. Hem gidersin 'kames' top alırsın. Daha sağlam. Velhasıl kelam sonunda prensesin boş anına gelir kurbağayı öper. Prens olur,ama prensesin de bence ağzı yüzü siil olur. Hikaye böyle biter.

Gelelim haberimize. Olayımız, dünyada itilen kakılan ne kadar hayvan varsa hepsini sahiplenen Hindistan'da geçiyor. Bizim memlekette gençler inekle milli olurlar, adamlar yolda görünce arabayı durdurup geçmesini beklerler. Kurbağayı öldürüp, daha sonra bacağı titriyo mu titremiyo mu diye hangimiz kontrol etmedik? Bunlar düğün dernek yapıyor.

Uzun süre yağmur yağmadığı çok oldu güzel ülkemde. Yapılan şey bellidir. Sarıklı amcam asasını alır eline etrafında cemaat. Eller iki yana açılır. Dualar edilir. Ben meterolojide bir köstebek olduğuna inanıyorum. Bu işten rant sağlayan biri bu amcalara şu gün yağmur yağcak diyor, onlar da duayı o güne alıyolar. Kesin var bişiler de ben daha çıkaramadım ama nefesim ensenizde haberiniz olsun.


Hindistan'a gittiğimizde ise, onlar kurbağaları evlendiriyorlar. Çalgı, çengi eğlence... Biraz saçma geliyor ama en azından neşeli. Biz de yapsalardı böle birşey neler olurdu kimbilir? Dişi kurbağa bakire çıkmadı diye işlenen töre cinayetleri, Erkekliğini ispatlamak için var gücüyle vraklayıp zorlayan kurbağa yüzünden dişinin kitlenmesi vesaire vesaire...

Haberimizdeki ilginç noktalardan birisi de, kurbağaların isimleri. Yiğidimize 'Rüzgar' ismi uygun görülürken yengemize de 'Şimşek' ismini koymuşlar. Şimdi düşününce rüzgar eser, şimşek çakar... Polemik yaratmak istemiyorum ama isimler yer değiştirse bence daha uyumlu olurdu.

Son olarakta düğündeki menüden bahsetmek istiyorum. Yeni evli çiftimize, sinek ve sivrisinek ikram edilmiş. Yine bizim ülkemizi düşünmeden alamıyorum kendimi. Bizde de büyük ihtimal bu yemekler verilirdi. Geri kalan küçük ihtimal ise pasta limonata klişesi. Gelenekselcilerin ondan vazgeçeceğini sanmıyorum. Diyelim ki, akıllı davranıp sinek veya sivrisinek verdik. O sineklerin kanatlarının koparılıp uçmaya çalışmalarını izlemeden veya kirece batırılmadan verileceğine kesinlikle inanmıyorum...

Herkese sevgilier saygılar

şarkı cover'ları (alev alev)


bugünkü cover'ımız Feridun Düzağaç'ın duygu yüklü bestelerinden 'alev alev..'

cover da en az şarkının aslı kadar duygusal oldu bence :)

Alelade yandığım doğru,

Güllerimden boyar mıyım ala doğru?

Rengimi arıyorken,

Solmaktan korktuğum yerdeyim,

Senderos...

Albino, beyaz aktan pak!

şarkı cover'ları (çok ararsın beni)


Evet sevgili okurlar bu kadar çok kelimelerle uğraşırsan bu kadar yazı yazarsan işte en sonunda olacağı buydu! Sen ortam şenlensin,insanlar neşeyle okusun diye şarkı cover'ına başla,sonra ne olduysa cover bi anda siyasi mesaj içerikli yazıya dönüşsün..Babaannem çok yazı yazma anarşik olursun dediydi de dinlemediydim,hadi bakalım şimdi uğraş dur açılan mahkemelerle! Neyse şekerparelerim ben sizi daha fazla meraklandırmadan cover'ımı paylaşayım,şarkımız Tarkan'ın ilk albümünden geliyor..Hatırlayamayanlar için önce orijinalini sonra cover'ı yazacağım..Cover'ları müziğiyle okumanızı tavsiye ederim..Öptüm güneş görmemiş yerlerinizden!..

Hergün başka biri yeni sevgili,
Sözleri hep yalan,yalan gözleri,
Ne sevdiği belli ne sevmediği,
Ben de şimdi buldum başka birini!

İşte cover:
Kerkük başkenti mi,Yenidelhi mi?
Sözde mi bu talan,yanan Gazze mi?
Nefertiti Nil'li,Yaser nereli?
"Sam" de şimdi buldu baş Tayyip'ini!..

Hayattaki En Pis Durumlar (Durakta sigarayı yaktığınız anda gelen otobüs durumu)


Merhaba sevgili okurlar..'One minute'te geçen bir kış mevsiminden sonra,baharın habercisi olmasına rağmen kapıdan baktıran kazma kürek yaktıran,bizler için dert,kediler içinse 'sert' geçeceği kuvvetle muhtemel mart ayına giriş yaparken,tekrar sizlerle bir araya gelmenin kıvanç ve mutluluğu içerisindeyim. Ancak birazdan anlatacağım durumdan sonra bu güzel duygular yerlerini derin bir elem ve keder duygusuna bırakacaklar.Çünkü bugünün konusu durakta sigarayı yaktığınız an gelen otobüs durumu...

Tiryakilerin şu an yüzünde oluşan acı tebessüm,hepsinin bu konuda bir yaşanmışlığı olduğunu gösteren en güzel kanıt değil midir? Düşünün durağa gelmişsiniz,yalnızsınız ve muhtemelen 10-15 dk. bekleyeceksiniz. Klasik bir sigara içicisi olarak otobüs beklenirken yapılacak en mantıklı sosyal faaliyeti yapıp cebinizden paketinizi ve çakmağınızı çıkarıp bir sigara yakarsınız. Tam ilk nefesinizi çekip kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz manzara boğazınızda düğümler oluşturur,adeta nefesiniz kesilir,beklediğiniz otobüs gelmektedir...

Şimdi gelin bu durumda,birine karar vermek zorunda kaldığımız herbiri birbirinden çetrefilli seçenekleri birlikte masaya yatıralım...

Yapmayı düşüneceğiniz ilk hamle sigarayı atmak olacaktır. Ama işin zor kısmı da zaten burada başlar. Çünkü o daha yeni yaktığınız,üzerinde nerden baksan 68 yetimin hakkı bulunan,gençliğinin baharında,tazecik,körpecik,caaanım sigara nasıl hiç içilmeden atılabilir ki? O ucunda ışığıyla bir sihirli değneği andıran şirin şeyin yere düşüşünü seyrederken hayatınız bir film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçmez ve ömrünüzden ömür gitmez mi? Ve asıl önemlisi de yeni yakılmış sigarayı atarken,bu size kendinizi aptal gibi hissettirmez mi?

Peki ya o ne yardan ne serden geçmeme seçeneğine ne demeli? Bir anda sizi dünyanın en kibar insanı yapan,hatta yalnız gazilere yaşlılara ve kadınlara değil,aynı otobüse binecek olan herkese öncelik tanımanızı sağlayıp o arada sinekten yağ çıkarır bir zihniyetle hızlı hızlı sigaranızı çekmenizden bahsediyorum. Bu yapay kibarlığın altında,üç kuruşluk sigaraya kıyamamanızı sağlayan cimrilik ve biraz daha nikotin için ruhunuzu sattıran iradesizlik saklanmıyor mudur?..

Bir başka acı ve hüzün dolu seçenek ise sizi otobüste kınayan bakışlarla ve bir tutam iğrenç yanık kokusuyla başbaşa bırakan,sigaranın ucunu koparıp pakete geri koyma eylemidir ki açıkçası bir insanı bundan daha acınası bir konuma getiren durumları,bir elin parmaklarını geçecek sanmak,en az Cemil İpekçi'nin bıyıkları kadar yanıltıcıdır dostlarım.

Kederin DNA'larımıza işlediği bir başka seçenek ise otobüsün gitmesine göz yumup sigara içmeye devam etmektir. Bu size kendinizi ilk anlattığım seçenekten bile daha aptal hissettirir,çünkü sigara bittikten sonra yalnızlığınızla başbaşa kalır ve bakarsınız otobüs gelmiyor,bir sigara daha yakarsınız ki bu da tekrar otobüsün o anda gelmesine sebep olup hikayeyi en başa döndürecektir.

İşte dostlarım tüm bu ahval ve şerait içinde yapmanızı önereceğim tek şey ne yaparsanız yapın,verdiğiniz karar ne kadar aptalca olursa olsun,dışarıya karşı bakışlarınız ve hareketlerinizle en doğru kararı verdiğinizi hissettirmek,üzerine Akrep Nalan oturmuş fino gibi ezik değil,İbo'nun karşısındaki Yıldız Tilbe kadar dik durmaktır. Yazı bitimi = Güncel gönderme+veda :) Esen kalın saygıdeğer okurlar,sizleri seviyorum..

haber coverlari (Porno Sektörü Çekti)


Porno sektörü ABD Kongresi’nden yardım istiyor

Bankalar ve üç büyük otomotiv firmasına yardım elini uzatan ABD hükümetinden, şimdi de porno sektörünün imdadına yetişmesi isteniyor.ABD’deki pornografi sektörünün önde gelen iki temsilcisi, Kongreden kendilerine 5 milyar dolar yardım aktarmalarını istedi. “Hustler” dergisinin yayımcısı Larry Flynt ve “Girls Gone Wild” video dizilerinin yaratıcısı Joe Francis, pornografi sektörünün ABD ekonomisine yılda 13 milyar dolar girdi sağladığını ve kendilerine yardım edilmesi gerektiğini söyledi.

İlginç insanlar bu Amerikalılar vesselam.Dünyanın başına her türlü belayı açtıkları yetmezlermiş gibi bir de kriz belasını sardılar başımıza. Ama hala nelerle uğraşıyolar? Her ülkede açlık dizboyu iken adamlar Porno sektörünü kurtarmaya çalışıyolar yaa. Bu ne pişkinlik arkadaşım. Senin çıkarttığın krizden benim işçim işten çıkartılıyo. Sen hala masturbasyon peşindesin.

Ulan biz 4 milyar dolar için savaşa giriyoduk! Bunlar karıların memelerine silikon yaptırmak için, erkeklerin şeyini olduğunun iki katına çıkartmak için 5 milyar dolar istiyorlar. Hadi yavrum başka kapıya. Hustler lan! adamın kafasını bozmayın. Ne için bu 5 milyar dolar. Otsbir değil mi amacınız? Hepimiz genç olduk alırdık 25 kurusa Bulvar takılırdık. Hustler mustler bıze gelmez arkadas!

'Kocamın geyşası olurum' manşetleri bizi yeterince tahrik ederdi. Hadi dersiniz ki bu gazete lan ne kadar masrafı olabilir ki? Porno filmlere ne demeli? Ne senaryo var,ne oyunculuk var, ne kamera açısı, ne mekan güzelliği...

Kahramanlarımız tenis maçı yaparlar, top file de kalır topu nedense ikisi birden almaya giderler ve olaylar gelişir... Olaylar gelişir derken gerçekten gelişir. Yani insanı kendi uzvundan utandırırlar. Tam iki kişi birşeyler paylaşırken, nerden geldiğini hiçbir zaman bilmediğimiz (bu nedenle konusuz deniliyo) üçüncü kişi konuya müdahil olur. Ha eğer üçüncü kişinin gelme sebebi varsa bu sefer 'konulu' ismini alıyor. Sebep falan dediysem çok mantık aramamak gerekiyo. Şimdi kahramanlarımız file önü mücadelesindeyken. Yan korttan bi top oraya düşer. Topu almaya giden erkek ya da bayan kişisi, kahramanlarımızla telepatik bir ilişki kurup( sadece bakışlarla) ilişki seviyesini fiziksele çekerler.

Lan bunun nesi 5 milyar dolar. Hadi diyelim ki hak ediyosun. Manyak teknikler kullandın, elemanlar sevişirken Matrix gibi havada kalıp kamasutra takılıyorlar da vatana millete faydan ne. Bizim memlekette insan datmin olmak isterse yeri gelir mektebe gitmez merkepe gider.

Bu Obama akıllı uslu bir adama benziyor. Memleketinin parasını çarçur etmez. Clinton olsaydı kesin verirdi parayı üstüne de Oval Ofis isimli konulu bir film çektirirdi. Zaten konusunu da bilmeyen yok.

Eğer Amerika birgün batarsa sırf bu uçkurundan batıcak haberiniz olsun!

haber coverlari (Horon Canan'dı)


Horon tutkusu canından etti
Rize’de yerel bir televizyon kanalı için çekilen program sırasında horon tepen 68 yaşındaki yerel şair Paşa Ali Kargöz fenalaştı. Bir süre dinlendikten sonra tekrar horon oynayan yaşlı adam, geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamı yitirdi.

RİZE - Çamlıhemşin ilçesinin Köprübaşı köyünde yerel bir televizyon kanalı için çekilen “Birsen İle Hayata Dair” programının sunucusu Birsen Ertan, 68 yaşındaki yerel şair Paşa Ali Karagöz ile Sarıkamış’ta şehit olan dedeleri ve eski yaşam konusunda röportaj yaptı.


Öncelikle genç sayılacak yaşta gelen ölüm sebebiyle kendisine Allah'tan rahmet ailesine de başsağlığı diliyorum. Çok ta fazla konuşmak istemiyorum zira ölünün arkasından konuşulmaz derler. Aslında bu deyim de çok iki yüzlüdür. Adam yaşıyosa istediğin kadar arkasından konuş, ama ölürse haşaa sümeee, mezarında ders töner alim allah.

Dedikodunun, muhabbetlerin temelini oluşturduğu bu ortamlarda, sevilmeyen bir insanın ölümüne sırf bu yüzden üzülenler vardır.

-Yaa Ayten öldü konuşçak konu kalmadı a.q
-Evet yaa, rahmetlinin cenaze töreni çok sönük geçti di mi?

Asıl konuya dönersek, haber de amcamızın ölümü de son derece talihsiz. Dünyadaki ölüm çeşitlerine baktığımız zaman kulağına böcek girip ölenlerden çokta yüksek bir yüzdesi yoktur diye düşünüyorum. Taziyeye geliyolar ve aldıkları cevap: Horon!.Horgördüğümden değil hatta çok sevilen bir olayı yaparken ölenlere imrenmişimdir hep. Viagra'dan ölenler bir Elham bonusludur her zaman tarafımdan. İşin bir ilginç yanı da amcamızın ''Yerel Şair'' olması.

Nedir bu yerel şairlik hiç anlamam. Yani bu adam Rize'de şiir okurken insanlar alkışlıyor fakat Trabzon'a gittiğinde 'siktir git bu ne lan' mı diyorlar?

Düşünsene amcam bir tur seyahetinde, otobüste şair olduğunu bilen ve şiirlerini beğenen bir topluluk var. Rica ediyorlar o da uzun bi şiir okuyor:

Ne güzel dağlar taşlar
Irmaklar ovalar...

yaşaaa varol süpersin. Yılmaz Erdoğan bi taraflarını yesiiiiiiin!!!!

Şelaleler denizler
hele bir de şu dehlizler...

-Sayın yolcularımız Trabzon il sınırına girdik...
(Yine aynı kalabalık)
Yuuuuuuuuuuh. İn lan aşşağa, böle şiir mi olur a.q. Yerelsin sen Yerel kal!

Garip bişeydir ''Yerel Şair'' olmak! İnsanlar sizi yermeye haklı görürler kendilerini. Kendi iliniz de gözlük takmadan dışarı çıkamazken, dışarı da çıplak dolaş kimse sallamaz seni.

Haber yorumuma yormadan son vermek gerek. Amcam mekanın cennet olsun!

haber coverlari (kyoto brokoli)

Küresel ısınmaya karşı çevre için yeni açılımlar ve yeni yükler getiren Kyoto Protokolü’ne Türkiye de taraf oldu.

Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne katılmasının uygun bulunduğuna ilişkin kanun tasarısı, dün TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. 3’e karşı 243 oyla kabul edilen yasanın oylamasında 6 milletvekili çekimser kaldı.


Haberi okuyan herkes çok sevinmiştir kesin. Türkiye, Kyoto protokolü'ne imza attı. Hani başında Capon ismi var ve bu adamlar naparlarsa güzel yaparlar diye ( Ulen teknolojin var, malın var mülkün var ama dünyayı yayvan görüyosun onu napçan?). Gerçekten de Küresel Isınmayı önlemek için çok büyük bir adım ama bir ülke başbakanı kışın yakılması için bedava kalitesiz kömür dağıtıp daha sonra da tabii ki yakacaksınız helal olsun derse, inandırıcılık sıfırın altındadır. Ulan ciddi yazıyom şaka maka tarzdan çıkmayalım.

Kyoto protokolü bana hep brokoliyi çağrıştırıyo. Zaten kendisi de küçük ağaçlara benziyen bir bitki hele bi de önünde japon ismi varsa yeme de yanında yat -Bir sürü deyimimiz var ama bu herhalde en gerzekçesi o yüzden kendisine bidaha deyinmicem-. Haberin tamamını almadım telif hakkı ödememek için. 75 milyona hitap eden bir blog olduğu için kendilerine rakip görebilirler. Şöyle bir inceledim sera gazlarını minimuma indiriyolarmış.

Arkadaş sera gazı zararlıysa, benim kışın yediğim domates sera domatesi değil mi? lan bu koskoca Ozon tabakasını deliyorsa, bizim Ozan'ın midesini hayli hayli deler. Çocuk genç yaşta ondan ülser oldu demek ki.

Haber de ilgimi çeken birbaşka nokta ise 6 milletvekilinin çekimser kalması. Bence kendilerini Japon medyasına sempatik göstermek için, ulan gözlerimiz çekik değil ama en azından tepkimiz çekimser olgusunu yaratmaya çalıştılar. Aksi halde bir milletvekili bu anlaşmaya nasıl çekimser kalır?

güler msn aglar msn - ep.1

kabul, isim biraz tirt oldu. ama ben dedim, yapmayalim yekta dedim, cok kötü dedim. yok illa o olsunmu$, konsepte uyuyormu$ falan. sonucta patron o oldugu icin, haliyle..

bu mini series, size msn hayatindan sempatik diyaloglar sunma amaci ta$iyacak. ilk adimi ben atiyorum. beni seven pe$imden gelebilir. yalniz episode siralarini düzgün yapalim, ardi$ik gidelim, bozu$uruz.

yHeQtHa says:
bu site bizim olsun bora
yHeQtHa says:
senin ve benim
bora says:
o site senin.
bora says:
ben de arada bir seyler ekleyen öylesine bir kulunum.
yHeQtHa says:
o site seninse bisiler yaz
yHeQtHa says:
eger benimse emrediyorum
yHeQtHa says:
bisiler yaz

drown with me




porcupine tree, alemin en sira di$i gruplarindan biri. giri$ cümlem bu olsun. ilgi göstermedigim icin (terbiyesizlik tamamen) hafiften pas tutmaya ba$lami$ turuncu kutuya yarim elma gönül alma amacli katkim, bir steven wilson güzelligi. özellikle sonlara dogru, yükselip ar$a degmi$ sitivin. alki$liyorum uzaktan.

"you should drown with me."

sarki coverlari "Anlamazdin"

http://www.osmaniyeguncel.com/wp-content/uploads/2008/04/logo_msn7.jpg

Ne ıssız adammış bee. Filmi izleyen ne kadar insan varsa ya iletilerini oradan alıntı bir sözle değiştirdiler. Ya da ne dinliyorum özelliğini açıp gözümüzün içine soktular soundtrack'i. Hala iddaa ediyorum film beş para etmez. En çok Nil Burak'ın işine yaradı. Bi ara alıcılarla oynıcaktım her programda onu görünce dedim herhalde bizim Tv yada frekans sabitledi hatunu sadece fon değişiyo zapping yapınca. Neyse çok uzatmıyım bugünün coverı can dostum güzel insan Emir'den(Esonoque). Ayla Dikmen'in unutulmaz eserini bir de Emir'in bakışıyla söyleyelim. Kendisi bilişim sektörleriyle haşır neşir olup, chat dünyasına güzel göndermelerde bulunmuş

banlamazdın banlamazdııııın
ignore de inanmazdıııın
hack'e tövbe demem ben
görürsün çökünce msn

Last Goodbye..

Parçanın etkileyici reefleri ilk saniyeden harekete geçiriyor seni.. Kekin içindeki kabartma tozu etkisi yapıyor.. -herkes bu etkiyi bilmeyebilir, deneyin göreceksiniz=) - Sonra yaylılar eşlik etmeye başlıyor parçaya bir anda.. Yaylılar ve Jeff Buckley vokali birleşince muhteşem bir dinletiye dönüşüyor.. Bu son elveda olsa da, sonunda herşeye gücünün yeteceğini ve her kararı alabileceğini düşünüyorsun..

Kuruyemiş

http://www.atayurdu.net/attachment.php?attachmentid=4473&stc=1&d=1202581549


Hayatımızın vazgeçilmezlerindendir kuruyemiş. Hani kıyafet alırsın, rengi güzelse ve kombinasyona açıksa "yeri güzel" denir ya, bunun yiyecek şubesidir. Televizyon karşısında yersin. İçki yanında gideri var. Mahallede kaldırıma oturup yersin. "Yürü tosunum yürü yiğidim" den önce şifa niyetine...

Yan etkileri yok mu? Tabiiki var. Bergüzer'in kusuru vardır demiş atalarımız. Çok yersen kendisini, örümcek adam'ın dublörü çok rahat olabilirsin. Duvarların açısı 90 dereceymiş hiç etkilemez seni. Tabiiki en istenilmeyenlerinden birisi de yüzünün bir gecede geçirdiği evrimdir. Sabah bir kalkarsın patlamaya hazır kırmızı irin dağları. Allah düşmanıma vermesin.Hatta bazen çok iğrenç esprilere de meze olabilir, rakı ve bira dışında.

-Hanım kim geldi?
-Önemli değil bey kuryeymiş
-Ne getirdi peki
-Kuruyemiş
-Dur bi dilek tutiym.

Off cidden çok kötüydü yaa. Neyse ana konuya dönelim. Bunlardan en meşhuru tabiki çekirdektir. Bu yüzden kaynağı olan ayçiçeğine saygıda kusur etmemek lazım. Ama kendisi de ilginç bir bitkidir vesselam.

Ay çiçeği demişken bunun diğer ismi de Günebakandır. Ulan adama demezler mi Ay gece olur e sen nasıl güne bakıyorsun diye. Kimsenin aklına gelmemiş mi bu yaa? Sevgili botanikçiler lütfen göreve! Bir çiçeğe iki isim veriyorsanız lütfen tutarlı olun. Ben her zaman bu çiçeği ay çiçeği olarak sevdim. Ama onların ki de zor bir hayat. Düşünsene hep bir yere bakıyolar. Ay çiçeği olduğuna göre bakılan yer de 'ay' dır muhtemelen. İki sevgili ayçiçeği romantizmine bakarmısın...

-Ayla görüyor musun dolunay ne kadar romantik ya şu mehtap? ooof ooof!
-Aydıncım iyi hoş ta sence de banal değil mi artık. Dur söliym 4 gün sonra da ilk dördün var
-Ahh Ayla ahh ilk dördüncüyü bir bulalım söz okey oynıcaz
-Mehtap diyorduk ay diyorduk! Erkekler hep aynısınız.


Çekirdeğe gelince, hemşirelerim kızmasın çiğdem. Onu yiyen herkesin ortak olarak söylediği birşey vardır. En klasik geyiklerdendir:

-Abi şu merete başlayınca bırakamıyorum.

Aslında çok acıdır yaa. Yani kendimi çekirdek pardon çiğdem olarak düşünüyorum da. Kuruyemişçiden seni büyük bir istekle alıyorlar. Avuçlardan avuçlara dökülüyorsun büyük heves, büyük bir istek var. Ama zaman geçtikçe madalyonun diğer yüzüyle karşılaşıyorsun.

İnsanlar için bir anda bırakılması gereken bir alışkanlık durumundasın. Sigaradan, uyuşturucudan farkın yok. En son olarakta yerin bir anda atıldığın sokak asfaltı ya da çöp tenekesi oluyor.

Kabak çekirdeği ise ismiyle tezat bir şekilde az tercih edilir lakin hiç kabak tadı vermez. Reytinglerde alt sıralarda dolaşan ama istikrarlı TRT dizileri gibidir. Sadık izleyicileri vardır az ama öz. Ve gereken hassasiyeti hep gösterirler.

Kuruyemiş diyince, eğer çekirdekler orta sınıfsa tabiki aristokrat kesimi Antep fıstığı,badem ve kaju oluşturmaktadır.

Kaju yeni yeni girmiştir biranın koynuna, ama hiçbir zaman öğrenci çerezi olamaz. Sadece esprilere konu olur.

-Lan İrfan bir sırtımı kaju lan.

Kuruyemiş hayatımızdan hiç eksilmesin...

Sayısal Loto çıkma ihtimali

http://www.gunaydinaliaga.com/images/news/2323.jpg
Loto olayında anlayamadığım bir husus var. Bunu belirtmeden geçemiyeceğim. Bir insan niye loto çekilişini izler yaa. Şimdi sen kürenin içinde çalkalanan o toplara bakıyon ya hipnoz tehlikesi bile var. Kürenin içinde kendi topunu görüp onu getirtçem diye bakakalan -güya enerji veriyo mal- ama daha top inmeden çocukluğuna dönen insanlar tanıdım ben. Bir anda salonun ortasında amcalara pipisini gösteren gençler oldu ülkemde. Geri dönelim konuya, o toplara bakınca ilk topun çıkma olasılığı 6/49 sonra 5/48 bunlar çarpıla çarpıla ilerlerken hoop bir bakmışsın ki 8milyonda bir ihtimal olmuş. Eyy halkım buna hiç gerek yok! Sayısal lotonun çıkma ihtimalini yüzde elliye indirdim. Nasıl mı ?

Kural 1: Sayısal Loto çekilişini izleme

Kural 2: Ertesi gün en yakın bayiye git ve kuponunu uzat

Sadece iki kural ve şans yüzde elli. Çünkü bayinin sana söyliyeceği iki ihtimal var

Tuttu (Çok ilginç bir biçimde daha karşılaşmadım) ya da
Tutmadı ( Kendisiyle kanka olduk)

Artık her mahallede milyoner olacak hayali çok uzaklarda değil. Ama işin ilginç tarafı bana daha hiç çıkmadı yaa. Sizden ricam bu sistemle tutturan olursa azcık bana da para verin laaan! Hadi görüşürük.

Şehir Efsaneleri "Bitlis"

Bitlis Resimi
Evet, hasret sona erdi ve bir şehir efsaneleriyle tekrar birlikteyiz. Bugünki konumuz, Doğu'nun en güzel illerinden birisi olan Van Gölü'nün kıyısında bulunan, eski bir şehrimiz, Bitlis. Başlığı görenler, kafalarından tahmine başlamışlardır bile. Ama emin olun ki, bu şehrin ismi çok farklı bir yerden gelmekte. Öncelikle tarihçilerimiz neler zırvalamış, ona bir bakalım:

"Şehrin bugünkü ismi Makedonya Kralı II. Filibe’nin oğlu Büyük İskender’in Bedlis ismindeki komutanından gelmektedir. Bitlis Kalesini M.Ö. 331 yılında İskender’in emriyle yapan bu komutan, kente kendi ismini vermiştir. O günden sonra şehrin ismi küçük bir değişikliğe uğrayarak günümüze kadar gelmiş ve bugünkü ismini almıştır. "

Yaa bırakın artık bu savsataları. Aşın kendinizi aşııın!! Lan bir komutan nasıl bir şehir yapar? Boşuna okunuluyo onca Şehir Planlaması, Çevre Mühendisliği gibi bölümler. Hiç gereği yok arkadaşlar. Askeri Liseye gir komutan ol. Sonra şehir yap ismini ver. Eminim bu komutanlar isim şehir hayvan oynasalar çok garip şeyler çıkar.

B

İsim:Bedlis Şehir:Bedlis

-Hocam ayıp oluyo ama kendi yaptığın şehri söylemek yok!

Hiç inandırıcı gelmiyo bana. Hem İskender bir şehir yaptırsa Bursa'ya yaptırırdı. İskender'in kralı orda değilmi canlar? Olsa da yesek.

Gelin olayın gerçeğine hep birlikte bakalım. Çooook uzun seneler önceee. Burada kahin bir amca yaşarmış. Nostradamus'un Anatolia şubesiymiş kendisi. Sık sık geleceğe gideeeeer gelirmiş. Ama bir yüzyıl varmış ki, oraya gittikçe gelmek istemezmiş. Bir iki gün transta kalır, garip garip sesler çıkartırmış. O yüzyıl 20. yüzyılmış.

Kim ne sorarsa bu amca bilirmiş. Kimseden de para almazmış. Çünkü daha para icat olmamış düşünün yani okkadar eski. Ama burası bir Türk şehriymiş. Nolursa olsun amcam da bir Türk medyumu. (Medyum da çok ilginç bir kelime. Periyoduk Cetvelinden çıkmış gibi ne o öle? )

Medyumun simgesi---- Md

Arasıra ağzı yamuk medyum rakiplerine kafakonda girişirmiş. Böylece bu civarda tekel konumuna gelmiş. Artık herkes ona gitmiş ve para olmadığı için evi buğday, darı, meyve sebze ambarı haline gelmiş.

Artık halkın kafasında bir soru varmış. Nolacak buranın ismi? Amca çok yaşlanmış ve evinde inzivaya çekilmiş zaten evdeki kumanya okkalı olduğundan çalışmaya da gerek yokmuş. Yine gitmiş bir yerlere garip garip şeyler söylüyormuş ama melodik biçimde. Son günleriymiş artık . Kapıda 3 gün amcanın dönmesini beklemişler.

Ve dönmüş amca, cebinden bir kalem çıkartmış, ve oraya bir kelime yazmış. Bu olsun demiş şehrin ismi. Sonra başlamış eşhadüenlailahe..... Meğersem amcam geleceğe gittiği günlerden birinde müslüman olmuş( samanyolu belgeselleri gibi oldu).

Ahali açmış kağıdı bir bakmış bir daha bakmış. Çünkü hiçbirşey anlamamışlar. Kağıtta "Beatles" yazıyormuş. Bizim medyum sıkı bir Beatles hayranıymış ve güçlerini ipod gibi kullanıp her şarkısını dinliyormuş.

Bizimkiler arasında bir tercüme sıkıntısı yaşanmış. Ünlü uyumuna saygılı gençler iki sesli harf yanyana olmaz deyip kısaltmaya çalışmışlar. Biri demiş "Betles" olsun. Diğeri Bötlös bir tane cin fikirli ise şehirdeki bit salgınından dolayı "Bitlis" olsun demiş. Bugüne kadar da böyle devam etmiş
.

Bir şehrimiz daha gerçek hikayesine kavuştu darısı diğerlerinin başına.

Atasözü coverları "Kol kırılır yen içinde kalır"

Tarih okuyanlar bilirler, Osmanlı zamanında birçok isyan olmuştur. Ve bu isyanlar çok kanlı biçimde bastırılabilmiştir. İsyancıların çoğu öldürülmüş, bir kısmı da öldürülmeyip sonraya bırakılmıştır. Yedikule zindanlarında bir yarışma varmış o zamanlar yeniçeriler arasında. Hani kutu cola kapaklarıyla bir ileri bir geri yaparak bir yandan da alfabeyi sayarız ve kapak nerde koparsa o harfle başlayan bir sevgilimiz olur ya(kurduğum cümle faldan saçma), işte yeniçeriler de zindandaki mahkumların önce kolunu kırıp daha sonra o kolu çekerlermiş. Tabi bu esnada hepsi bir dilek tutarlarmış.

-Genç Osman hiç büyümesin
-Allah Deli İbrahim'e akıl versin.

gibi dileklermiş bunlar. Rivayete göre kol kopup kimde kalırsa dileği gerçekleşirmiş. O yüzden bu atasözünün orjinali;

"Kol kırılır yeniçerinde kalır" şeklindedir.

lilac wine




jeff buckley
, 29 mayis 1997'den beri, bizzat ve sadece tanri'ya caliyor. hatta tanri'nin kendisini sirf bu yüzden yanina aldigini dü$ünüyorum bazen. en son elinde bir $i$e $arapla bir nehirde $arki söylerken görüldügü göze alinirsa ölür ölmez cennete gittigi söylenebilir mi, mechul. ama $uan bulundugu yerde daha mutludur, eminim.

kar$im bu blogda konsepte ters oldugu icin böyle ucu sivri parcalar olmasini istemiyor pek, bu istisna olsun, hak ediyor. (hem $arabi seviyorsun olm sen, bünye cabuk kabul eder)

***

"when i think more than i want to think,
do things i never should do..
i drink much more than i ought to drink,
because it brings me back you."

***

(hemen sag tarafta, turuncu kutu)

Gerçek Olay Coverı


Birbirlerini çok seven iki kişi varmış. Bu büyük aşklarını evlilikle taçlandırmışlar. Hani böle sevgi kumkumaları olur ya ahanda tam onlardan işte. Böle yoldan geçerken görürsünüz bunları kafasına kafasına vurasınız gelir. İşte bunlar da aşkım canım böceğimden, karıcım kocacıma terfi etmişler.


Ama bizim adam biraz çakma ıssız adam. Karıcım iş toplantım var, karıcım trafik çok sıkışık, aman telefonumun şarjı bitiyo gibi sudan bahanelerle çeşitli haltlar karıştırıyormuş. Hatta bikere haltlar karışmış sevgilisini arıycağına evi aramış da nerdeyse yakalanıyormuş.


Bizim hatun da bir anaç, bir anaç ki sormayın. Lan sormayın! Ha şöyle işte. Deli gibi çocuk istiyormuş. Böle çocuğu kafasına eseni yapsın, yoldan geçenlere pipisini göstersin işte öle bi çocuk istiyormuş. Ama bizim ıssız adam, buna karşıymış. Çünkü evlenince kaybettiğine inandığı özgür ruh, bir de çocuk olursa kesin ruh çağırma partilerine meze olur diye korkuyormuş.


-Eyy ruh geldiysen çocuk bezi getirsene heheheheh

-Siktirin gidin başka eğlence bulun lan!


Aman tanrım düşüncesi bile kötü.


Yılbaşı günüymüş. Bizim hatun kafasına takmış çocuk yapıcak. Herşeyi ayarlamış ortam falan. Kocasını bekliyormuş. Alttan girmiş üstten çıkmış birlikte olmuşlar korunmadan. Dokuz ay sonra tenis topu gibi bir çocukları olmuş.


Doğum anında adam yanındaymış karısının ve o an tövbe etmiş yaptığı herşeyden. Çocuğun kıçına bi şaplak atıp kesmiş göbek bağını doktor emmi ve vermiş kucağına kadının. İkisi de dünyanın en mutlu insanıymış artık. Adam, çocuğuna iyi bir baba ve karısına iyi bir koca olcağına bir bardak and içmiş.


Neyse kadının deli gibi istediği çocuk cidden deli olmuş. İşaret parmağını üst dudağına ve alt dudağına kısa aralıklarla deydirirken burnunun ucuna değmeyi de ihmal etmiyormuş. Aile üzüntülü tabi tek çocuklarının engelli olmasından dolayı ama, ondan sevgiyi hiçbir zaman ihmal etmemişler.


Birgün, kadının bakü-ceyhan-yumurtalık hattında bir sorun meydana gelmiş. Ağrıdan kıvranıyormuş en yakın hastaneye atıvermiş kendini. Apandisit olmuş. Doktor hastasıyla konuşurken rahatlatmak babında, çocuğunun olduğunu öğrenip bir hayli şaşırmış.


Başarıyla geçen ameliyattan sonra, odasına geçen kadının bir ziyaretçisi varmış. Dev kadar bir çiçekle hastaneye gelen kocası ve medyum ketodan bozma oğlu tabiki. Ama kadın ağlıyormuş, hemde ne ağlamak hüngür hüngür.


-Karıcım bozma moralini, herkesin başından geçebilcek bir ameliyat

-Üzüldüğüm o değil Fuat

-Peki nedir karıcım?

-Doktorla konuştum Fuat ben kısırım! Çocuğum olamaz benim


Dını dını dını dını dını dını ( gerilim müziği)


İşte o an anlaşılır ki, bu çocuk Fuat'ın gençlik yıllarındaki hatalarından birisi. Zaten çocuğun tipine bakılarak ta anlaşılcak bir durum bu. Bir kaçamak mutlu bir ailenin sonu olmuş!!


-----------------------------Son---------------------------------


P.S.


Lan bu hikaye böle değildi sanki. Yanlış hatırladığım bir yer var ama. Neyse yersen...

sarki coverlari "Vur Yüreğim"


Geçenlerde radyodan kulağıma güzel bir şarkı çalınmaya başladı. Örovizyon Fatihi, Ulubatlı Sertap Erener'di bu güzel şarkının ve sesin sahibi. Şarkıyı dinledikçe bundan güzel bir futbol marşı çıkar diye düşündüm. Kelimeleri azcık değiştirmek bile yeterli oldu. Bayanlar kusura bakmayın siz biraz Fransız kalcaksınız. Bırakın inadı izleyin şu maçları. Tv'nin önünden bilerek geçip kafanıza terlik yemeğe nazaran daha çok zevk alıcaksınız. İşte son cover'ım.

Henry unutmuş olsadaaaaaaaaaa
Durdurma vur Voronin vuuuuuuuur
Topu almış gidiyoooor
Ayağına bir dahaaaa vuuuuuuur!

Şehir Efsaneleri "Artvin"


Şehir efsanelerinden yine merhaba sevgili okuyucularım. Bugün ki şehrimiz hangisi acaba diye içiniz içinizi yemiyo biliyorum çünkü kek gibi başlığa koyuyorum. Bugün sizlere Artvin isminin nereden geldiğini anlatıcam. Karadeniz Bölgesiyle Doğu Anadolu Bölgesi arasında kalan küçük bir ilimizdir Artvin. Yeşil ile Mavinin buluştuğu bu şehrimiz, Özgür adlı çok saf çok temiz bir arkadaşı da bana kazandırmıştır.

Şehir Efsanlerinde araştırmadan hiçbirşey yapılmaz. Ezbere bilgi yoktur. Kaynaklar birbir taranır ve doğruya ulaşılır. Ben de sizler için "Artvin" isminin nerden geldiğini araştırdım. Ama bulduğum bilgiler yine beni hayal kırıklığına uğrattı. Bakın neler demiş uzmanlar:

"Artvin’in ismi üç bin senelik tarihi boyunca çeşitli defalar değişmiştir. Artvin ismi, bu şehri kuran Türk İskit Beyinin adından gelmektedir.

Aslına bakarsanız pek bi bok söylememişler. Sonra niye Ermeni Tezlerinde sınıfta k
alıyoruz. Neden tarihsel anlamda hala Kemal Kara'ya bağlıyız anlıyomusunuz sayın okurlar? Ülke kendi şehrinin isminin nerden geldiğini bilmiyor! Ulan bilmiyorsam bilmiyorum de. Yaa Koskoca Türk İskit Beyinin ismi Artvin olur mıu yaa. Hangi ana baba evladına Artvin ismini koyar.

-Bey nolsun çocuğun ismiii?
-Artvin
-Hoppaaaaa
-İyi oda ilçesi olsun.

Böyle bir lakayıtlık var mı sevgili okurlar. Devlet bunlara maaş ödüyor bir de. Ama ben sizler için beş kuruş dahi kazanmadan( lan bari şu reklamlara bi iki tıklayın da tavuk döner parası çıksın) gerçeği yalnız gerçeği sölemeyi taahhüt ediyorum!

Anadoluya daha Anadolu denmeyen zamanlardı. "Bridge between Asia and Europe". İngilizce ülkenin resmi diliydi. Macarca Eğitim dili. Germence yazı dili. Gülbence ise en önemli yazınsal eserdi. O zamanlar bu küçük şehrimiz ise dünyanın sanat başkentiydi. Heryerden sanat guruları bu şehre akın ediyorlardı. Çünkü çok büyük bir yarışma vardı. En önemli sanat hangisi olacaktı.

Adaylar Edebiyat,müzik,heykel,resim,tiyatro ve danstı.

İlk seçimde Heykel elenmişti. Aslında medyanın uyguladığı Hey kel babaya gel! tarzı yıpratıcı başlıklar onun şansını zaten azaltmıştı. Diğer elemede ise bölgelerden alınan puanlara göre dans en az puanı alarak aramızdan ayrıldı. Tan Sağtürk yarışmayı göz yaşları içinde tamamlamıştı. Diğer turda kıyasıya bir yarış vardı. Beethoven sağırım ama hala çalıyorum diye duygu sömürüsü yapınca oyların toplamıyla günün birincisi olup. Edebiyatın yarışmaya veda etmesine neden olmuştu.

Sadece ve sadece müzik tiyatro ve resim kalmıştı. Artık bunlardan birtanesi birinci olucaktı. kalpler çarpıyor bütün dünya bu haberi bekliyordu. Beethoven'ın çıkışından sonra medya yine kendini gösterip Shopen-Sofben benzerliğiyle bel altından vurmaya başlamıştı. Tiyatroda ise Sheakspeare elinden geleni yapıordu. Ama aynı medya Sheaksbiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiir çok sıkıldım diyerek yerin dibine soktu kendisini.

Dersini iyi çalışmış bir "Resim" vardı. Öncelikle Beethoven'ın sağır çıkışına Van G
ogh'la cevabı verip. Üstüne de Da Vinci'nin şifresiyle sol kroşeyi yerleştirmişti. Sonuçlar açıklandı:

Ladies and Gentleman! Here are the results

Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaand

Art Wiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiin!

Evet sayın okuyucular resim kazanmıştı. Dünyanın en büyük sanat dalı resim olmuştu. Yer yerinden oynadı. Picasso ile Da vinci timsah yürüyüşü yapıyorlardı. Hemen güvercinlere haberler bağlanıp çeşitli ülkelere yollandı bu haber. Artık bu küçücük şehir dünyanın gözünde Resmin galip geldiği bir şehirdi. Yani resmen Artwindi.

Yıllar geçti Türk Alfabesinden x,w,q gibi harfler silindi ve kendisi Artvin oldu.

Yeni şehir efsaneleriyle karşınızda olucam. Sevgi ve saygılarımla!

Ciddi Meseleler

Geyik muhabbeti yapmaya hepimiz bayılırız. Can sıkıcı iş konularından, ülkenin ve dünyanın içinde bulunduğu karanlık tablodan, iç karartıcı politik konuşmalardan hatta havadan sudan konuşmaktan sıkıldığımız anlarda bi geyik açılsa da bol kahkahalı bir o kadar da mana içermeyen espriler patlasa ortam şenlense diye geçiririz içimizden. Bu blogda geyiğe doyacak, çevrenizden olumsuz tepkiler aldığınız ya da beğenilmeyeceğinden korktuğunuz esprilerinizi rahatlıkla paylaşabileceksiniz. Bu gizemli dünyayı sanal aleme taşıyan Yek'e ve kendisine destek olan herkese teşekkürler. Bu ciddi girizgahın seviyesini bozmadan, geyiğe sarmadan tüm blog izleyenlerini aşağıdaki linke tıklamaya davet ediyorum. Biraz sosyal bilincin kimseye zararı olmaz.

http://www.greenpeace.org/turkey/

Kampanyalara yakın olalım, 'ŞU ANDA YAPABİLECEKLERİNİZ' menüsünü tıklamadan geçmeyelim. Yaşa taşa başa oturmayalım. Hamile ve yaşlılara yer verelim, hem hamile hem yaşlılara itimat etmeyelim.

Atasözü coverlari(Kaçan Kovalanır)


Avustralya'ya yolunuz düşerse, görmeniz gereken iki hayvan vardır. Tabiki bunlardan biri kanguru birisi de koaladır. KoalalarAborjinlerden çok korkarmış. Her hayvanla dost yaşayabilen bu insanların yıldızı bir türlü koalalarla barışmamış. Bu yüzden bi hışırtı duysalar onlardan kaçmaya çalışan bir koala olduğunu anlarlarmış.


Kaçan koaladır!


atasözü aslında bir Aborjin atasözüdür. Daha sonra karadenize gelen bir anzak tarafından dile getirilmişse de litaratürlere


Haçan koaladır!


diye geçmiştir. Zaman geçtikçe bugünki halini yani "Kaçan Kovalanır" haline dönüşmüştür. Saygılarımla!

Masal Coverlari (Kırmızı Başlıklı Kız)


Masallar; Hayal dünyamızı zenginleştiren en önemli öğelerdendi çocukken. Anne babaların bizi uyutmak için her gece anlattığı o güzel masallar. Her masalın ayrı bir mesajı vardı. Bizi hep iyiye doğruluğa yönlendirdi. Biraz da masallara farklı bir bakış açısıyla bakmaya nedersiniz? İlk masal coverımız "Kırmızı Başlıklı Kız". Sertt (Mert) iyiki varsın dostum.

Bilirsiniz bu hikayeyi. Bir de benden dinleyin!

Kırmızı başlıklı kız, börekleri çörekleri doldurduğu gibi sepetine düşmüş patika yollara. Yolda ilerlerken içine bir kurt düşmüş. Yahu ben fırının fişini çekmişmiydim? Ocağın gazını söndürdüm mü? derken daha fazla dayanamamış ve eve geri dönmüüüüüüş.

Kısa ama etkili bir hikayeydi. İlla mesaj mı istiyorsunuz? Alın size mesaj

-Sınavlarda her zaman ilk işaretlediğiniz seçenek doğrudur.

çizikler ( İlk karikatür deneyimim)

Evet hizmette sınır tanımayan geyik muhabbeti karikatüre de el attı. İlk deneyimimi sizlerle paylaşıyorum. Yakın dostlarım bilirler, çöp adam çizmekten aciz bu bünye kara kara düşünürken imdadıma röntgencilerimizden aylak leydi yetişti ve güzel çizimlerini esirgemedi. Kendisi ayrıca www.3maymun.net te de yazmaktadır. Teşekkürlerimi kendisine yolluyor ve ilk karikatürümüzün kurdelasını kesiyorum. Resmin üstüne tıklarsanız büyür gözleri bozmaya lüzum yok arkadaşlar.

Küllük (Otogar)

Çok özlemişim len seni küllük. Napıosun ne ediyosun? Bayram geldiii geçti yılbaşı geliyor ama ben de birşey değişmiyor. Boş beleş yaşamaya devam ediyorum. Aslında böle iyi gam yok tasa yok. Ama nereye kadar be küllük?

Dün otogardaydım. Şansıma da asker uğurlama seromonisi vardı. Kafayı sağa çeviriyorum "En büyük asker bizim asker" sesleri", sola çeviriyorum davul zurna eşliğinde asker dansı tabir edebilceğim (daha önce böle bi dans çeşidi görmedim), gençlerin çeşitli figürleri, önümde ise askeri göndermeden şehit etme çalışmaları vardı. Arkamda da otobüslerin önünü durdurup istiklal marşı okuyan bir güruh.

Askere gitmeden bir genç nasıl şehit olur? Çok kolay küllük. Altı hokka adını verdiğimiz eğlence biçimiyle çok olası. Ölmessen de sürünürsün. Askerde sürünmek gibi değil bu. Kafanı yere vurdun mu kör olursun. Zaten bu gidişle "Altı Hokka Körler Derneği" her an açılabilir.

Altı Hokka nasıl yapılır? Anlatmadan önce lütfen çocuklarınızı laptop karşısından uzak tutun. Burdaki 6, kişiyi en ideal yüksekliğe ulaştırabilmek için yeterli olacak en az insan sayısıdır. Hokka ise atılıcak insanın olması gereken burun şeklidir. Çünkü o insan burun üstü düştüğünde hepimiz gibi kemerli bir burnu olacak ve "bak şimdi erkek adam oldun" denecektir. Ha bir de olmassa olmazlardan tabiki slogan. Kurban kişi havaya atılırken En büyük ....... bizim .......! şeklinde bir slogan atılır. Fill in the blanks kısmı amaca göre değişmektedir. Misal dün asker olarak doldurulan bu boşluklar, maç sonrası kaleci şeklinde de doldurulabilir. Esnek bir slogan yani.

Bir kaç kelime de otobüs önlerinde ki İstiklal Marşı söyleme geleneği hakkında söylemek istiyorum. Otobüs ilerler tam hızını alacak, hooop tekrar durur. Türk Bayrakları açılır 10-15 kişi başlarlar İstiklal Marşı söylemeye. Allahım o ne detonelik. O ne kötü sesler birlikteliği. Zeki Üngör'ün kemikleri, sızlamak için yağmurlu havayı beklemiyodur bu dönemlerde. Asker adayımız da hemen asker selamını çakar. 2-3 dakka insanlar istiklar marşından soğurlar.

Otogarları sevmiyorum küllük. Hele hele giden otobüsün ardında kalansan hiç sevmiyorum. Haydin iyi geceleeer!